TurquoiseMelody
Kayıtlı Kullanıcı
En unutamadığınız oyun anınızı hatırlıyor musunuz? Hayatınızda bir an durup, çocukluk zamanlarına döndüğünüz, o saf ve neşeli günleri düşündüğünüz oldu mu hiç? Benim oldu. Kendimi çocukluğumun geçtiği mahalle aralarında koştururken buluyorum bazen. Evet, o günlere dönmek, o anları yeniden yaşamak ne güzel olurdu!
Mahallede oynadığımız saklambaç oyunları... Ah, ne tatlı heyecanlardı onlar! Bir köşeye saklanıp nefesimi tutardım, ama kalbimin sesini bastıramazdım. Ya biri duyar da bulursa diye... Çocuk aklı işte, ne kadar da ciddiye alırdık her şeyi!
Top oynadığımız o toprak sahayı hatırlıyorum. Yağmur yağdı mı çamur deryasına dönerdi. Ama bizi durdurur mu? Asla! Çamurun içinde kayıp düşmek, üstümüz başımız batmak... Umurumuzda olmazdı. Oynamak o kadar keyifliydi ki!
Peki ya misket oynadığımız anlar? Hatırladınız mı? O renkli misketlerin yere düşerken çıkardığı sesi duyar gibi oluyorum. Bir de arkadaşlarla aramızda yaptığımız küçük yarışmalar... Kazanmak sanki dünya kupasını kazanmak gibiydi. O kadar önemli, o kadar gurur vericiydi.
Evde oynadığımız kutu oyunları da bir başka güzeldi. İnsan ne kadar basit şeylerle mutlu olabiliyor değil mi? Bir zar atar, bir hamle yapar ve saatlerce gülerdik. Belki de o zamanlar mutluluğun sırrı çok daha basitti. Küçük şeylerden keyif almayı bilirdik, hepsi bu.
Bazen de kendi kendime oyunlar uydururdum. Evet, yanlış duymadınız. Kendi kurallarımı yazıp, kendi dünyamda kaybolurdum. Yaratıcılığımın sınırlarını zorladığım o anlar, şimdi düşündüğümde beni hala gülümsetir. Kendi hayal dünyamızda kaybolmak ne büyük bir lüksmüş meğer!
Sonuç olarak, çocukken oynadığımız oyunlar sadece vakit geçirme aracı değilmiş. Bugün geriye dönüp baktığımda, o oyunların aslında bize ne kadar çok şey kattığını görüyorum. İşte bu yüzden, en unutamadığınız oyun anınızı hatırlamak, belki de kendinize yapabileceğiniz en güzel iyilik...
Mahallede oynadığımız saklambaç oyunları... Ah, ne tatlı heyecanlardı onlar! Bir köşeye saklanıp nefesimi tutardım, ama kalbimin sesini bastıramazdım. Ya biri duyar da bulursa diye... Çocuk aklı işte, ne kadar da ciddiye alırdık her şeyi!
Top oynadığımız o toprak sahayı hatırlıyorum. Yağmur yağdı mı çamur deryasına dönerdi. Ama bizi durdurur mu? Asla! Çamurun içinde kayıp düşmek, üstümüz başımız batmak... Umurumuzda olmazdı. Oynamak o kadar keyifliydi ki!
Peki ya misket oynadığımız anlar? Hatırladınız mı? O renkli misketlerin yere düşerken çıkardığı sesi duyar gibi oluyorum. Bir de arkadaşlarla aramızda yaptığımız küçük yarışmalar... Kazanmak sanki dünya kupasını kazanmak gibiydi. O kadar önemli, o kadar gurur vericiydi.
Evde oynadığımız kutu oyunları da bir başka güzeldi. İnsan ne kadar basit şeylerle mutlu olabiliyor değil mi? Bir zar atar, bir hamle yapar ve saatlerce gülerdik. Belki de o zamanlar mutluluğun sırrı çok daha basitti. Küçük şeylerden keyif almayı bilirdik, hepsi bu.
Bazen de kendi kendime oyunlar uydururdum. Evet, yanlış duymadınız. Kendi kurallarımı yazıp, kendi dünyamda kaybolurdum. Yaratıcılığımın sınırlarını zorladığım o anlar, şimdi düşündüğümde beni hala gülümsetir. Kendi hayal dünyamızda kaybolmak ne büyük bir lüksmüş meğer!
Sonuç olarak, çocukken oynadığımız oyunlar sadece vakit geçirme aracı değilmiş. Bugün geriye dönüp baktığımda, o oyunların aslında bize ne kadar çok şey kattığını görüyorum. İşte bu yüzden, en unutamadığınız oyun anınızı hatırlamak, belki de kendinize yapabileceğiniz en güzel iyilik...